Hayatta Kalma Becerisi Üzerine

Son 1,5 senedir hayatlarımıza imzasını atan Covid-19 ve onun coşkun mizacını takip eden doğal – suni her tür felaket bizlere bir şey anlatmaya çalışıyor gibi hissediyorum. Hayatta kalma becerisi… Özetle; zihin, ruh, beden sağlık bütünlüğümüzü koruyarak yaşayabilmek. Anlamlı ve kaliteli bir yaşam. Özellikle doğu felsefesinin yüzyıllardır insanoğluna anlatmaya çalıştığı konu esasında.


Mesela, Covid-19 sürecini ele alalım. Gözlemlediğim ve deneyimlediğim kadarıyla, tüm insanlığa ‘İçe dön!’ mesajını verdi. Nasıl mı? Bizleri izole etti. Şuursuz günlük koşturmacalarımıza ‘Dur!’ dedi. Ezbere yaptığınız ne varsa sorgulattı. ‘Bağışıklık sistemine dikkat et!’ dedi. Kendinize daha iyi bakmanız konusunda uyardı. ‘Bencil olma!’ dedi. Hiç tanımadığınız insanlar için bile endişe etmenizi sağladı.
Kabaca bakıldığınca her ne kadar olumsuz bir süreç gibi görünse de, esasında Kızılderililerin dediği gibi ruhlarımızın bedenlerimizle buluşmasına fırsat tanıdı. Durduk, sorguladık, meraklandık, endişe ettik. Kimilerimiz hareket özgürlükleri kısıtlandığı ve yalnız kaldıkları için depresyona girdi, kimilerimiz yılların yorgunluğunu üzerinden atmak için dinlendi, kimilerimiz uzun zamandır yapmak isteyip de yapamadığı her şey için zaman buldu. Sarılmanın, konu komşuyla akşam kahvesinin, dostlarla iki tek atmanın, canlı müzik dinlemenin, sabaha kadar tepinip avaz avaz şarkı söylemenin, sınıfta haylazlık yapmanın, özgürce yürümenin, dolu dolu nefes almanın, bence en önemlisi sağlıkla yaşayabildiğimiz, sevdiklerimizle beraber olabildiğimiz her anın değerini bize anlattı.
Ne yazık ki pek çok insan bu konuştuklarımızın hiçbirini yaşayamadan bizlerden ayrıldı ya da nefes almak için büyük mücadele verdi ki bu süreç maalesef halen de devam ediyor… Daha da devam edecek gibi görünüyor. Çünkü belli ki yaşanan hiçbir şeyden ders almamışız. Aşı olduk, olmadık, maskeler kollarda, ceplerde, dostlar sohbette, tatilde görsün…


Bu yazıyı okuyabiliyorsanız, en azından bugüne kadar yaşanan tüm bu süreçte, öyle ya da böyle hayatta kalma becerisi gösterebilmiş olanlardansınız demektir. Hepimiz adına dileğim aynı şekilde devam edebilmemiz. Ancak az önce de dediğim gibi, bizlere verilmek istenen mesajları doğru alabilmemiz lazım.
Karantina sürecinde neler yaptınız? Duruma, düzene söylenip isyan edip zaten halihazırda gergin olan hayatınızı daha da mı gerdiniz? Yoksa bunu fırsat bilip uzun zamandır yapamadığınız şeyleri mi yaptınız? Kendinizi ve bedeninizi dinleyip var olan rahatsızlıklarınızı mı şifalandırdınız?

Ne önemi var demeyin! Bu salgın hastalığın bedeninizde hüküm sürmesini sağlayan en önemli faktör – her hastalıkta olduğu gibi – bağışıklık sisteminiz. Öz farkındalığın, sevginin, şefkatin, yaşam sevincinin ağırlıklı olarak var olduğu bir bedende hastalıklar sizce yaşayabilir mi? Duvarları ve savunma sistemi güçlü olan bir kaleyi kim fethedebilir ki! Hatırlayın, tarih benzer savunma zaferleriyle doludur. Diyebilirsiniz ki fetih kahramanlıkları da var. Tabii ki olur. Özen gösterilmeyen her iç ve dış unsur, her zaman tehdide karşı savunmadaki en zayıf noktadır.

Asırlardır aşılar, yeterince sahip olamadığımız savunma gücüne dost ülkelerden aldığımız askeri güçler gibi bedenlerimizi savunmada bize destek oldu. Kimseye aşı olmalısınız ya da olmamalısınız demeye hakkım yok. Herkesin kendi seçimidir. İşte hayatta kalma becerisi tam da böyle yaşamsal dönemlerde ortaya çıkar.
Şimdi diyorsanız ki; kendimi çok iyi biliyorum, sağlıklıyım, güçlüyüm – zihnen, ruhen, bedenen – inancım sonsuz, ne gelirse karşılarım, yeterince korunuyorum, askerlerim, savunma yetim, duvarlarım muhteşem, hiçbir dış desteğe ihtiyacım yok. O zaman, istemiyorsanız aşı olmayın.

Ancak tüm bunlara dair içinizde en ufak bir şüphe, kendinizi zayıf hissettiğiniz bir nokta varsa… Lütfen, ama lütfen bir an önce aşınızı olun. Biliyorum, sosyal medya bu konuda ciddi bilgi kirliliğine sahip. Ancak kimin ne dediğine inanmak da sizin seçiminiz. Mesela, benim de takip ettiğim bazı ünlü astrologlar bu aşıya karşılar. Kendileri olmadılar ve geçerli sebepleri var. Biraz önce bahsettiğimi hatırlayın. Bu insanlar, uzun yıllardır bu konularla ilgilenen ve bazı kadim bilgilere de sahip olan kişiler. Kendilerine dair her konuya hakimler. Onların kalesi sağlam.

Tam tersi, yine belirli siyasal ve sosyal duruşlarıyla bilinen bazı aşı karşıtları da maalesef ya yoğun bakımda ya da aramızdan ayrıldı yakın zamanda. Dediğim gibi neye, kime inanacağınız size kalmış. Önemli olan kalenizi ne kadar iyi inşa ettiğiniz, savunma gücünüzü ne kadar iyi tanıdığınız ve kendinize ne kadar güvendiğiniz.
Bu konudaki en büyük endişelerden biri, aşının 5 yıl sonra ne tür etkileri olacağı. Öncelikle, Covid-19 ya da aşısı olsun olmasın, hangimiz 5 sene daha yaşayacağımız bilgisine net olarak sahibiz? Yarın dünyaya dev bir meteor çarptı! Yarın dünyanın farklı yerlerindeki 10 yanardağ eş zamanlı patladı! Bu durumlar çoğaltılabilir, kişisel olasılıklara da indirgenebilir… Astrologların, kahinlerin bile bu konulardaki bilgileri kuantum biliminin ve alanın gizemleriyle sınırlı. Hepimiz enerjiyiz. Çoğunluk olarak neye inanır, neyi istersek onu seçiyor ve yaratıyoruz. Hepimizin zombi olduğu bir geleceği istiyor muyuz? Sanmıyorum!

Hadi biraz komplo teorisi yapalım. Evet, dünyayı bu kadar yüzyıldır yöneten bir avuç akıl nüfusu azaltmak istiyor. Çünkü, bağışıklık sistemi zayıf ve hastalık potansiyeli yüksek insanlar onların işine yaramadığı gibi daha da fazla masraf oluyor. Tamam. Peki, geri kalan güçlü olanları niye zombi yapmak istesinler? Onların işçilere ihtiyacı var birbirini yiyecek insanlara değil.

Peki, o zaman bizlere aşıyla yerleştirdikleri çiplerle, istedikleri gibi bizleri kontrol edecekler. Şu anda kontrol edilmediğinizi mi sanıyorsunuz? Kapitalist sistem zaten tüm dünya insanlığını kölesi haline getirmiş durumda. Satın aldığınız neyin gerçekten ihtiyacınız olduğunu biliyor musunuz? Neden 09:00-18:00 çalışmanızı gerektiren bir işte olduğunuzu biliyor musunuz? Yediklerinizin gerçekten içeriğinin ne olduğunu biliyor musunuz?

Tüm dünyada iklim krizi ve karbon salınımı çığırtkanlığı yapılırken, esasında bunun dünyanın doğal yaşamsal bir döngüsü olduğunu, hatta karbon salınımı arttığında esasında ısınmanın azaldığını biliyor musunuz? Hem buna bağlı hem de çiftlik hayvanlarına yapılan zalimce uygulamalar sürekli sosyal medyada dolanırken bir yandan da veganlığın bu kadar teşvik edilmesini ve İsrail’in genetiği değiştirilmiş tohumlar sonrası suni et üretimi üzerinde çalıştığını, hatta ürettiğini, vegan diye satılan ürünlerin çoğunun ileride kansere sebep olabilecek işlenmiş madde içerdiğini biliyor musunuz? Bitkilerin de acı çektiğini, bizler onları koparırken çığlık attığını biliyor musunuz?

Daha bunlar üzerine sayfalarca yazılabilir, saatlerce konuşulabilir. Üstelik 5 yıl sonrası için değil, yaşadığımız şu an için. Covid-19 dışı, soluduğumuz hava, içtiğimiz su, yediğimiz gıda, ruh halimiz, umudumuz, hayallerimiz…
Neye inandığınız sizi ilgilendirir. Sadece, tüm bunları düşündüğünüzde hayatta kalma becerileriniz ne kadar iyi? Esas sorulması gereken soru bu!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s